"Anatomik bozukluğu olmayan kimse kısır olamaz, sadece "vücut dengesi" bozulmuştur ve bunu da tüpbebek işlemi tek başına çözemez. Vücudun sağlıklı işlevini yerine getirmesini sağlamak için kendimizin yapması gereken şeyler var. Oldukça detay var ama size müjdem şu: BUNUN BİR ÇÖZÜMÜ VAR. Temel olarak, beslenme tarzı+yaşam tarzı+akupunktur+bitkisel çaylar ve ilaçlar+stres gidermenin hepsini içeren bir programla 3-6 ayda bunu halletmek mümkün Ben ve benim gibi olanlar kendinizi iyi hissetmek gevşemek için, sizi iyi hissettiren şeylerin bir listesini yapın. Mesela ben Bon Jovi (soft rock) dinlemekle çok rahatlıyorum. İş dışında ilgilendiğim konularda sürükleyici kitaplar okuyup aklımı dağıtmak bana iyi geliyor. Namaz kılmak bana iyi geliyor. İşimdeki bir problemi çözmeyi başarmak bana iyi geliyor. Birisine bir konuda yardım etmek de öyle. 80'lerden bizim lise üniversite gençliğimde ezberlediğim şarkıları bağıra bağıra söylemek bana iyi geliyor. Yürüyüş yaparken mp3 player'ımdan joy fm dinlemek. Gerçi joy fm dinlemeyi herzaman çok seviyorum da.
Kendimize vakit ayırmak önemli. Yani gerçekten sırf kendimize. Pazar günleri öğleden sonra 2 saat boyunca uzanıp kitap okumak çok çok keyifli benim için. Ya da çok sevdiğim bir kız arkadaşımla Secret kitabındaki çekim yasasının nasıl işlediğine dair yaşadığımız örneklerin sohbetini yapmak mesela. Ben sanat insanı değilim. Resim, heykel, şiirle pek aram yok. Belki siz öylesiniz. Hobilerinize zaman ayırıp haftada bir tazelenmek lazım. Haytın sadece işten ya da çocuk yapmaktan ibaret olmadığını duyumsamak lazım.
Hayatta problemler bitmez ama önemli oln bizim tavrımız. "Ben bu problemin beni kötü hissettirmesine izin vermeyeceğim ya. O beni yönetmeyecek bilakis ben hayatımı yöneteceğim. Güçlü olan benim ve problemlere sinirlenilecek şeyler olarak değil, "durum" olarak bakabilirim. Böyle karar verdim." diyebiliyor muyuz? Dememiz lazım, çünkü demediğimiz her olay bizi bebeğimizden biraz daha uzaklaştırıyor. Tabii yapması söylemesi kadar kolay değil ama biraz uğraşınca sinirli kalma sğremiz gitgide azalmaya başlıyor. Zaten ne diyor Secret'taki çekim yasası: Herşeyi kendimize çeken biziz. Olay budur yani. Herkes kendi hayatını kendi kontrolüne almalı. Uzmanları bizim emrimizdeki parayla tuttuğumuz kişiler olarak biraz görebilmeliyiz. Aşırı güven ve saygı göstermemek, kendi aklımızı hafife almamak gerek. Secret filmini izleyenler ya da kitabı okuyanlar bilecek, çekim yasasını. Yani başımıza gelen herşeyi biz düşüncelerimizle kendimize çekiyoruz. Açıkçası hayatımızdaki en küçük şeyden en büyüğüne senaryomuzu biz yazıyoruz. Hazırlandığımız bir olayın nasıl gelişebileceğine ilişkin tüm alternatiflerin farkında olarak, bizim hangi alternatifi seçtiğimize karar verirsek olay öyle gelişiyor. Yani olayın nasıl gelişmesini istiyorsak önceden gözümüzde öyle canlandırmalıyız. Bu gerçek bir öneri çünkü defalarca denedim ve işe yaradığını deneyimledim.
Bazen istemediğimiz halde gerçekleşen ve ben ne düşündüm ki bu oldu dediğimiz ve anlayamadığımız durumlar var. Lous Hay diye bir yazarı belki duydunuz. Her hastalığın psikolojik sebebi olduğundan bahseder. Mesela düşük için bebek sahibi olmaya hazır olmamadır sebep der. Bir olay, bir konu hakkında yeternce bilgi sahibi olmayınca onun bizim için en ideal durumunun ne olduğunu bilemediğimiz için hazılrıksız yakalanıyoruz.
Bakın ben uzun zaman bebek sahibi olmayı, yaşımız ilerliyor herkesin oluyor bizim de olmalı diye aklımla istemiştim. Ama kendimi çocuklu bir kadın olarak zihnimde bir türlü canlandıramıyordum. Çocukları çok sevmeme, onlarla iyi anlaşmama rağmen. Halbuki ben kendimi bildim bileli çift olarak düşünmüştüm. Benim iyi bir hayat arkadaşım olacaktı. Ama aile kurmak? Bu çip yoktu kafamda. Neden? Neden? Neden? Düşüne düşüne en sonunda buldum: Benim annemle babam son derece mutsuz bir evlilikten ve 3 çocuktan sonra 21 yıl sonra boşandılar. Annem bana herzaman evliliğin mutsuz ve erkeklerin bencil olduğunu, mutlaka ekonomik özgürlüğümü elime almam gerektiğini söyleyip dururdu. Tabii ben onun hatalarını da bir miktar görüyordum. Hni hep ben haklıyım tutumu vardır ya. Ben de kendi kendime ona iyi bir evliliğin yapılabileceğini ispatlayacağımı söylerdim. Ama sonuçta hiç kimse bana bir gün senin de çocukların olacak, ailen olacak vb.demedi büyürken. Bunun farkına varınca, hamile olup anne olmaya kendimi zaten hazırlayamamış olduğumu anladım. Zaten bizden önceki jenerasyonda çok mutlu bir evlilik de görmedim Yaşıtlarımın çoğunun annebabasının evliliği de gayet bozuk. Secret'ta da diyordu ki, dünyada ailelerin %85'i sorunluymuş. Ben de işte beynime farketmeden yüklenen bu programlar yüzünden çocuk sahibi olma işini yandan çarklı götürüyordum, işime odaklanmaktan kendimi alamıyordum. O zaman dedim ki kendi kendime: Benim şu an çok sevdiğim bir eşim var. Geçmişten, herşeyden bağımsız olarak yeniden tanımlayayım kendime uygun aile yapısını. Ben nasıl bir anne olurdum, ya da olmak isterdim? Gerçekten, iyice içime yöneldim. Aslında bir taraftan Secret'ta dediği gibi, olmasını istemediğim şeyi istemiyorum demek yerine, olmasını gerçekten isteyeceğim aile ve annelik görüntüsünü keşfettim kendi içimde. Çocuk sahibi olmayı neden isterim? Sadece kendimle ilgili sebep ne olabilir sorusuna eskiden cevap veremezken, şimdi veriyorum. Bunları yaptıktan sonra işler daha kolaylaştı.
Beynimiz çok güçlü. Farketmediğimiz ne gibi inançların, endişelerin, arzuların bizi yönettiğini ya da engellediğini keşfedince yaşamımızdaki tıkanıklıkları rahat açıyoruz.
Zaten ben herkesin hayatında problemlerin, gelişme fırsatları olduğuna inanıyorum. Mesela bir arkadaşım da 30'larının sonunda ama hala bir hayat arkadaşına rastlamadı. Bunun için odaklanmıyor da. Psikolojye, meditasyona vb. düşkün birisi. Geçenlerde şunun farkına varmış, bir eşin onun bu uğraşlarını engelleyeceği, kendisiyle ilgilenmesini isteyip onu anlamayacağı korkusunu taşıdığını keşfetmiş. Oysa ki aynı konulara ilgi duyan erkekler de var. Bakın, öyle bir erkeği tarif edip düşlemek yerine, uymayan birinin gelmesinden korkmaya devam ettiği için tıkanıklık devam ediyordu.
Umarım, anlatmak istediğim şeyi anlatabilmişimdir. Kendinize sorun: Gerçekten ama gerçekten tüm benliğinizle anne olmaya hazır mısınız? Yoksa çocuk sahibi olduğunuzda başınıza gelebilecekler hakkında endişeleriniz var mı? Mesela, politika ile aşırı ilgili biriyseniz, ciddi Greenpeace sempatizanı iseniz içten içe dünyada savaşlar var, ne olacak bu çocukların geleceği diye düşünüyor olmanız bile sizi geri tutuyor olabilir. "
Kayıt Tarihi: 13-Haziran-2007 Konum: Turkey Aktif Durum: Aktif Gönderilenler: 159 Gönderim Zamanı: 15-Haziran-2007 Saat 22:49 Yukarıdaki konuşmalardan da hissetmiş olacağınız gibi, çoğumuzda kendini anne olarak hayal edememe durumu var. Bu da bize şunu söylemiyor mu: Ne kadar bitki çayı içersek içelim, ne kadar akupunktura gidersek gidelm, ne kadar tüp bebek denersek deneyelim, yapacağımız hiçbirşey düşüncelerimiz doğru olmadıkça işe yaramayacaktır. Çünkü herzaman dıştan bir etki bekliyor olacağız. Bu uğraşların getireceği faydayı, düşünce seviyesinde fark etmeden, reddediyor olacağız. Oysa ki Secret'taki çekim yasasında ne diyordu: İçinde bulunduğunuz durumu düşünüp dururanız o durum pekişir ve tekrar eder. Çünkü ne düşünürsek onu çekeriz kendimize. Sdece rasyonel olarak yani mantığımızla çocuk isterken, kendimizi hala çocuk sahibi olmayan bir kadın olarak yani şu anki gerçekliğimizle kabul etmeye devam ettiğimizde evren bunu istediğimizi sanmaya devam edecek.
Yapmamız gereken önce gerçekliğimizi kendi zihnimizde değiştirmek. Yine Secret'ta diyordu ki, mesela borçlarınız var diyelim. Eğer sürekli bundan yakınırsanız, arkadaşlarınıza borçlarınızdan bahseder, kredi kartı kstrenizde ne kadar borcunuz olduğuna bakıp durur gergin olmaya devam ederseniz, bu durumu pekiştirmekten başka birşey yapmamış olursunuz. Borçlar devam eder. Oysa yapılması gereken, ne kadar ekstra para gerektiğine odaklanmak ya da mesela bankanızdaki hesap bakiyesinin ne kadar olmasını istediğinizi düşünüp onu gözünüzde canlandırmak. Buna yardım etmesi için de işte hesap dökümünüzü alın ve bakiye kısmını silip oraya olmasını istediğiniz rakamı yazın. Yine mesela kilo vermek istiyorsanız, kilo vermeye değil, ideal kilonuza odaklanın. İnce kadın resimleri tutun gözünüzün önünde vb.
Çocuk konusuyla da ilgili olarak ben ne yapmıştım biliyor musunuz? Nasıl bir anne olmak isterim sorusunu cevaplayınca Angelina Jolie'yi çok beğendiğimi farkettim. Ne kadar tatlı bir kadın değil mi? Asya'dan Afrika'dan çocuk evlat edindi, kimsye müdana etmeden, kocasızken, kendiçocuğum olsun önce demedi, çok şefkatli yardımsever biri, BM elçisi, aynı zamanda da çok hoş, güzel vücutlu alımlı kadın, güçlü kadın rolleri oynuyor. Tabi ben özel hayatında nasıl birisi bilmem ama imaj olarak bence çok hoş. İnternetten onun bir resmii buldum, duvr kağıdı yaptım laptopuma. 2 hafta kadar durdu ama kafamdaki resmi değiştirmeme yetti.
Biz bu şekilde zihn resimlerimizi olması gerekene yöneltmek üzere besleme yapmamız lazım. Hayal kurma seansları yapmamız lazım. BAşta biraz zor oluyor ama sebat edince kısa sürede kolaylaşmaya başlıyor.
Dün yen bir yere maniküre gittim. Manikürcü kızla sohbet ederken bir şekilde onun da açıklanamayan infertilite ile uğraştığını öğrendim! Çekim yasası! Artık hep bu tarz insanlar çıkıyor karşıma heryerde! 25 yaşında kızcağız. 3 yıllık evli, 1,5 yıldır hamile kalmıyormuş ama dr.lar da hiçbir şey bulamamışlar. İlk soduğum şey şu oldu: Kendini çocuklu bir kadın olarak hayal edebiliyor musun? "Tabii ki hayır" dedi. Çocuğum olmadan nasıl hayal edeyim? İşte dedim bence sebep bu. Sen bunu bir dene. Hayatta isteklerimiz böyle gerçekleşmiyor. Yani önce gerçek olsun sonra ben ona alışırım olmuyor. Önce hayal edip o fikre alışacaksın, sonra o sana gelecek. Kendini o gerçeklik içinde görebilmen lazım. Çok şaşırdı ama çok ilgisini çekti. Secret kitabını da bir kadının elinde görmüş dün. Hemen alayım dedi. Tabii benim de bu yolu kullandığımı ve işe yaradığını duyunca daha bir inandı. Ona sizden de bahsettim. Çoğumuzun kendini böyle hayal edemediğinden filan. İlginç bir manikürdü. Tırnak etlerimi biraz derin kesti ama n'apalım http://www.kadinlarkulubu.com/anne-olmak-isteyenler-2-t48873/index.html siteden alıntıdır.
ben baska bır arkadasın agzından anlatıyorum o suan hamlıe allah saglıkla kucagına almak nasıb etsın. "Tüp bebek işlemi sizin yumurtalarınızın kaltesini artırmaz, sadece daha fazla yumurta üretmenizi sağlar, böylece içlerinden kaliteli bir taneye rastlama ihtimali artsın. Tabii bir de tutunma konusu var ki o zaten tıbbın çözememiş olduğu birşey. O sebeple tüp bebek işleminden önce de kendinizi çok iyi hazırlamalısınız diyordu. Vücudunuzu, rahminizi, zihninizi hazırlamalısınız. Bu konuyla uğraşmaktan hepinizin yorgun olduğunu biliyorum. Zaman zaman kendinizi ne kadar kötü çaresiz hissettiğinizi, biraz ondan biraz bundan sürekli birşeyler denediğinizi, ama sonuç alamayınca nasıl moralinizin bozulduğunu.
Ancak ben size en çabuk çözümü anlatamayacağım. Sadece bildiğim en garantili çözümü öğrendiğim bilgiler ışığında size ileteceğim. Bu çözüme ulaşmak 4,5 yılımı, onu anlamak 1 yılımı, uygulayıp sonuç almak ise 6 ayımı aldı. Sizin için bu süre belki daha az belki de daha uzun olabilir.
Öncelikle süreyi kısaltmak, süre ne kadar uzun olursa olsun yumurtalarınız bitene dek uğraşma kararını ne kadar erken verdiğinize bağlı. Çelişkili bir ifade gibi görünse de değil. Başka bir şekilde açıklamaya çalışayım: Siz bu işten ne kadar sabırsız bir şekilde kurtulmaya çalışırsanız, çabalarınız o kadar yarım yamalak aceleci olacak ve işe yaramaktan uzaklaşacaktır. Çünkü her denemeyle ümitlenişinizde ya bu seferde hamile kalamazsam endişesini irlikte taşımaktasınız. Bu büyük bir yük. Herşeyden önce bu yükten kurtulmanız gerekiyor.
Dingin, ne yaptığını bilen, başaracağına inanan, her başasısız denemeden bir şey öğrenmeye kararlı bir şekilde, adeta Edison tavrıyla bu işe yaklaşmaya başlamak zorundasınız.
Bunu yapabilir misiniz? Kendinize sorun. Belki de ilk defa en büyük ciddiyetinizle içinize önün ve sorun: Hamile kalmak için son derece kararlı olup vazgeçmemeye karar vererek, ama aynı zamanda da hiçbir zaman hamile kalamayabilecek olmanız ihtimalini de tevekkülle kucaklayabilir misiniz?
Aslında şöyle bir düşünürseniz, size asıl stres veren şeyin duygusal baskılar olduğunu anlarsınz. Çünkü çocuğunuz yok diye hayatınızda gerçek anlamda günlük olarak bir zarar yaşamıyorsunuz. Ya çocuk yaparsın ya da...diye bir tehdit altında değilsiniz. Çocuğunuz yok diye hapse girme tehlikeniz söz konusu değil. Yani hamile kalamamanın hayatınızı kötü yaptığına karar vermiş olan sizsiniz. Bu sadece sizin gerçeğe ait bir algılamanız, bir yorumunuz. Herkes ne derse desin. Hayatı yaşayan sizsiniz.
Şu an hamile değilsiniz ve sizin gerçeğiniz bu. Yakın zamana dek benim olduğu gibi. Bunu olgunlukla kabul edip hayatınızın şükredebileceğiniz bir çok güsel yönünü ön plana çıkartmalısınız. Çocuk sahbi olmak sizin için hayatınızın en büyük projesi. Ama sizi şöyle düşünmeye davet ediyorum: Benim hayatım şu an kötü değil. Çocuk sahibi olamazsam daha kötüye gimeyecek. Sadece çocuğum olursa daha iyiye gidecek. Bunun için elimden geleni yapacağım. Ama elimden gelen herşeyi yaptıktan sonra Allah bana yine evlat sahbi olmayı takdir etmediyse, o zaman da ya br evlat edineceğim ya da çocuksuz hayatın tadını çıkartacağım.
Bunu yapabilir misiniz? Bence yapabilirsiniz ve yapmalısınız da.
Korkularınızdan arındığınız anda, bu yükten kurtulup kendinizi yeniden sevmeye başladığınız anda mucizeler, bilgiler, fırsatlar, harika insanlar önünüze serilmeye başlıyor.
Bunu yapablir misiniz? Bence yapabilirsiniz ve yapmalısınız da. Çünkü başka zaten şansınız yok.
İşte gerçek sebepleri ben internet vasıtasıyla Dr.Randine Lewis'in The Infertility Cure (Kısırlık Tedavisi) adlı kitabında buldum. Bence siz de bunu yapmalısınız. Deli gibi sonu gelmez tüpbebekler yapmadan önce sebebinizi öğrenmeli teşhisinizi koymalısınız.
İngilizce bilmiyor musunuz? Sorun değil. Çocuk sahibi olmayı ne kadar istediğinize bağlı. Demek ki ingilizce bilen birinden yardım istemek zorundasınız. Hani hiçbir şeyin sizi yolunuzdan döndürmeyeceğine karar vermiştiniz ya (umarım veridiniz). O zaman ingilizce bilmemenin sizi durdurmasına izin vermeyin. Odaklanın, çözümü bulun ve uygulayın.
Dr.Randine kendisi de bizim gibi zorlukları yaşayıp Geleneksel Çin Tıbbı ile bunu aşmış bir kişi. Sonra eğitim alıp uzmanlaşıyor ve diğer kadınlara yardım etmeye başlıyor. Keşfettiği şey şu: Anatomik bozukluğu olmayan herkes hamile kalıp sağlıklı çocuklara sahip olabilir. Hamile kalamayanlar kısır değildir, sadece dengeleri bozulmuştur. İşte bu cümle benim için dönüm noktasıydı. Geri dönüşü olmayan bir iyileşme sürecinin başlaması bununla oldu.
Sonra anlatıyor, kadın vücudunun ne kadar hassas olduğunu, en ufak bir hormonal dengesizlikte adet düzeninin bozulduğunu, kötü beslenmenin stresin etkilerini vb vb. Talihsizlik, batı tıbbının bu dengesizlikleri tespit edememesinde. Halledilebilecek bir işlev bozukluğu işte bu şekilde çözümsüz bir hastalığa dönüştürülmüş durumda.
Dolasısıyla ben küçük not defterime şunu yazdım: Ben infertil değilim, sadece dengem bozulmuş. Vücudum doğurgan olmayı yeniden hatırlayacak. Bunu başaracağım ve herkese göstereceğim.
(Kısır kelimesini özellike kullanmıyorum, çünkü benim için özellikle negatf anlam taşıyor. İnfertil daha belirsiz, ne demek istendiğini anlatıyor ama zihnime negatif çağrışımlar yapmıyor.)
Bu cümleyi sürekli okudum, benim hedefimdi bu. Ona odaklandım. Onu pekiştirecek, zenginleştirecek başka ifadeler aradım. Mesela: Sadece tek bir tane sağlıklı yumurtaya ihtiyacım var. Sadece bir tane. O da tek bir adet sağlıklı spermle buluşacak. Ondan işim bitti. Harka bir çocuğum olacak ve bir daha bunu yapmam gerekmeyecek. Eğer mucizeye ihtiyacım varsa, bu direk olarak Allah'tan gelecek.
Kısacası bu işi başaracağıma kesin olarak, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kendimi inandırmam gerekiyordu. Bakın ben inançlı bir insanım, kapalı falan değilim. Bazılarınız benimle tanıştı. Ama Kur'an benim için en önemli kaynaklardan biri oldu. Örneğin, Ali İmran suresi, 47.ayette diyor ki: "...İşte Allah dilediğini böyle yaratır. O birşeyin olmasını dilrse, ona "OL" der, o da hemen oluverir." İte ben Allah'ın OL dediği anda hazır olmalıydım.
İnşirah suresi, 5-6: "Bir güçlükle beraber muhakkak bir kolaylık vardır.Gerçekten bir güçlükle beraber bir kolaylık vardır." Dikkat edin, bir güçlükten sonra kolaylık vardır demiyor, beraber diyor. Demek ki benim henüz göremediğim birşeyler var.
Son örnek, Lokman suresi, 20: "Görmüyor musunuz ki, Allah göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin emrinize vermiştir. Açık ve gizli olarak bütün nimetlerini üzerinize yağdırmıştır." İşte ben o gizli nimetleri yani bu işi çözecek bilgileri araştırıp bulmaya talip oldum arkadaşlar.
Bir tane de Edison'an örnek vereyim. Beni çok motive eder. Edison elektriği bulmadan önce bir rivayete göre 999, bir rivayete göre de 9999 deneme yapmış. Ve her denemeden sonra dermiş ki, ampulü yakamamanın bir yolunu daha elemiş olduk. Ne harika bir bakış açısı değil mi? Zaten Edison tamamen hayal dünyasında yaşarmış. Sadece elektrik değil, başka birçok icatları da böyle yapmış.
Evet, işte bence halletmeniz gereken ilk konu zihinlerini temizlemek, endişelerden, şüphelerden, korkulardan arındımak. Temiz akıllı bir şekilde çözüme odaklanmak.
Size sabır değil, sebat tavsiye ediyorum.
Ne demiş Atatürk: "Zafer, zafer benimdir diyebilenindir."
bugunluk bu kadar canlar yarın yıne devam ederım daha cok sey var paylsılacak... stresı hafife almayın. Stres, 1 numarlı doğurganlık öldürücü. O sebeple zaten benim Dr.Randine'in kitabından öğrendiğim iyileşme programının 5 başlığından biri gevşeme, stresten uzaklaşma. Zihni temizledikten sonra hemen o geliyor. Çin tıbbına göre stresin vücudumuza ve üreme sistemimize yaptığı sey su: Herhangi bir sebeple, infertilite sorunumuz dışında bir sebeple strese girince (ör.borçlar, işyeri sorunları, akraba anlaşmazlıkları vb.), ve uzun süre de stres durumu devam ettiğinde, vücuttaki kan dolaşımı dengesini yitirip kan beyne hücum etmeye başlıyor. Gerginlikten en çok etkilenen rahim ve rahme kan gitmemeye başlayına soğumaya başlıyor. Bazılarımızın ayaklarının sürekli üşümesi ve karnının sürekli soğuk olması bundan (ben de öyleydinm). O zaman da yani stres olunca vücut diyor ki; hmm şimdi alarm durumundayız, bir bebek için huzurlu, sağlıklı ortam oluşturamayız. Hop, fsh (folikül yani yumurta taslağı harekete geçirme hormonu) fırlıyor, çünkü rahim ve yumurtalıklar soğudu, üretim uyarılarına cevap veremiyor. Hani kışın çok soğukta araba motorları çalışmada zorlanır ya. Biraz onun gibi. Neyse, teşbihte hata olmazmış. Bunu tıp nasıl ölçebilir? Tabii ki ölçemiyor. Zaten bu ayki üretilen yumurta 150 gün önceki uyarı ile hazırlanmaya başlıyormuş. Yani hemen bu ay fsh uyarısı gitti, sıradaki yumurta hemen regl bitiminden 15 gün olgunlaşmaya başladı değil.
İlginç bilgiler değil mi? Ben Dr.Randine'in yalancısıyım. Ama bana çok mantıklı geliyor. Peki ne olması lazım? Nasıl iyileşir? Bir kere embryonun tutunması için rahmin son derece rahat, gevşemiş, ideal sıcaklığına ulaşmış, bir bebeğe 9 ay boyunca yuvalık yapmay hazır hale gelmesi lazım. Zaten tüp bebeğin embryo kaliteli olsa da tutmaması bundan işte. Onun için kitaptaki başlıca öneriler şöyle: Özellikle ovulasyon dönemlerinde akşam yatarken karnınıza termofor koymak. Haftada en azından üç defa yürüyüş yaparak kan dolaşımını harekete geçirmek. Ayakları sabah-akşam sıcak suya batırıp çıkarıp şoklamak. Bir de femoral masaj diye bir masaj var.( DİKKAT ÖNEMLİ: Yukarıda bahsettiğim FEMORAL MASAJI yapmamanız gereken durumlar var: Hamile olma ihtimaliniz varsa yani ovulasyon dönemi bittikten sonra veya tüp bebekte transfer işleminden sonra YAPMAMANIZ gerekir. Yani hamile olduğunuzdan şüpheleniyorsanız yapmayacaksınız. Yine yüksek tansiyonunuz varsa, kalp hastalığınız, dolaşım bozukluklarınız varsa, ya da geçmişte felç geçirdiyseniz veya retinanızda yırtılma gibi bir sorun olduysa bu tekniği uygulamayın)Yine sabah akşam kasıklardan rahme giden iki ana kan damarı var, onları 30-45 sn.boyunca elinizle bastırıp gelen kanı bloke etmek ve bırakmak, kanın elinizin arkasında birikip sonra boca olmasını sağlamak. Bunu her iki tarafa üçer kez dönüşümlü olarak uyguluyorsun. Çok basit ve zararsız. Kısacası üreme sistemini ısıtıyorsunuz, kan dolaşımının gerektiği şekilde üreme sistemine de geri dönmesini sağlıyorsunuz.
Tabii kan dolaşımı dengesinin bozulmasının bir sebebi de kötü beslenme. Ama alışkanlığınız yoksa acılen bol su içmeye başlamanızı öneririm. Harika bir temizleyici ve tıkanıklık açıcı.
Her evli çiftin hayalidir çocuk. Ama başkasının sperm ve yumurtasıyla çocuk edinmek, evlat edinmek mi? Çocuk edinmek için her yol mübah mı? Uzmanlar ne diyor?
Her evli çiftin hayalidir çocuk. Çocuksuzluk ise adeta bir kâbus. Kısır çiftlerin önemli bir bölümü tüp bebek ve mikroenjeksiyon yöntemleriyle derman bulabiliyorlar dertlerine artık. Ancak, son dönemde bu uygulamalarla ilgili haberlerde bir tuhaflık seziliyor. Özellikle popüler kültürün ön plana çıkardığı "meşhur" isimlerin demeçleriyle aile mefhumu "ustaca" arka plana itilirken; evlilik dışı çocuk "erdem" gibi takdim ediliyor. Kimi tıp adamları mahzur görmese de, ahlakî kurallar bir hayli zorlanıyor.
Leyla Kömürcü, manken ve oyuncu. 30 yaşında. Onu gündeme taşıyan husus, ABD'deki bir sperm bankasından satın aldığı erkek üreme hücresiyle hamile kalması… Bu uygulama için 25 bin dolar ödediği ifade ediliyor. Niçin böyle bir karar aldığını, 19 Ocak 2007 tarihli Hürriyet gazetesine şöyle açıklıyor: "Aldatılmak ve mutsuz evlilikler beni hep korkuttu. Evlenmemeyi kafama çocukluğumdan beri koymuştum. Ailemle bunu konuştum ve onları da ikna ederek bu kararı verdim."
Leyla Kömürcü'nün başından boşanmayla sonuçlanan bir evlilik geçmiş. Tekrar evlenmeyi düşünmediği ve anneliği çok istediği için bu yola başvurmuş. Böylesi bir karar vermesinin altında erkeklere güvenini kaybetmesi yatıyormuş. Çocuğunun babasını kurallar gereği bilmiyor tabii ki. Belirlediği özelliklere sahip bir kişinin spermi takdim edilmiş kendisine. ABD'de çocuk, 18 yaşına ulaştığında sperm bankasından babasının kimliğini öğrenebiliyor.
TAŞIYICI ANNELİK NORMAL Mİ?
Çocuk babasını öğrendiğinde işin içine miras gibi tartışmalı konuları kapsayan hukukî boyut da giriyor. Konu bu yönüyle İngiltere'de çok tartışılıyor. Babası gizlendiğinde ise çocuğun dava açma hakkı beliriyor. Gerçek babasının amcası ya da gerçek annesinin teyzesi olduğunu öğrenen evlatlık çocukların yaşadığı travmaları toplum çok iyi biliyor. Acaba bir çocuk bilmediği birinden sağlanan sperm ya da yumurtadan meydana geldiğini öğrendiğinde neler hisseder? Kendimizi bu çocuğun yerine koymamız bile yeterli, girişilecek işlemin korkunçluğunu algılamaya.
Topluma lanse edilen farklı düşüncelerden biri de taşıyıcı annelik. Bir çiftten elde edilen yumurta ve sperm laboratuar ortamında dölleniyor. Oluşan embriyo, taşıyıcı annenin rahmine yerleştiriliyor. Bir çiftin bebeğini, başka bir kadın rahminde taşıyor ve doğuruyor. Şu anda bir televizyon kanalında yayınlanan 'Bebeğim' adlı dizide de bu konu işleniyor. Rol gereği en yakın arkadaşının bebeğini karnında taşıyan oyuncu Özgü Namal'a göre olay heyecan verici; hatta kahramanlık!.. Gerçek hayatta da en yakın arkadaşı için her türlü fedakârlıktan kaçınmayacağını söylüyor. Ancak bu işlemin birbirini tanımayan kişiler arasında gerçekleşmesi gerekiyor.
Sinema ve tiyatro oyuncusu Füsun Demirel, her iki olayın da ustaca işin içine karıştırıldığı bir senaryoyla uğraşıyor son günlerde. 24 yıldır Nurettin Şen ile evli 48 yaşındaki deneyimli tiyatrocunun, Hollanda'daki bir bankadan aldığı sperm ve bir arkadaşının verdiği yumurtayla hamile kaldığı iddia edildi bazı haberlerde. "Ben sadece anne olmak istiyorum. Tıbbın müsaade ettiği ölçüde ve tabii ki doğal yolla hamile kalmak isterim. Eşimle halen birlikteyim. Ayrıca onun çocuğunu taşımak isterim. Neden sperm alayım? Böyle bir şey olamaz." diyerek iddiaları kesin bir dille yalanlayan sanatçının boşandığının ileri sürülmesi de son derece manidar. "Çocuk istiyorsan eşe ne gerek var?" mesajı verilmek isteniyor sanki şuuraltlarına.
Tıpkı başka bir haberde Amerikalı ünlü aktris Sharon Stone'nun "Bir erkeğin gelip sizi anne yapmasını beklemeyin. Bunun yerine evlat edinerek annelik duygusunu yaşayabilirsiniz." sözlerindeki gibi. Bu iki haberin 29 Ocak tarihli Sabah gazetesinde üst üste yayımlanması editör seçiciliğiyle açıklanabilir mi? Sharon Stone, haberde, bekârlığın çocuk yetiştirmek için engel teşkil etmediğini de söylüyor. Füsun Demirel de ses sanatçısı Nilüfer gibi evlatlığı düşünüyor. Ama son çare olarak.
Bütün bu haberler, yardımcı üreme teknikleriyle çocuk sahibi olmada uyulması gereken tıbbî, etik ve dinî kurallar hakkındaki bilgilerin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor aslında. Uzmanların bu konuda yaptığı yorumlar da farklılık arz edince zihinler iyice allak bullak oluyor. Hal böyle olunca daha önce kişilerin veya çiftlerin sadece kendilerinin bildiği konuya dair 'kırmızı çizgi' ihlalleri alenen kamuoyuyla paylaşılıyor artık.
Son zamanlarda sperm bankası aracılığıyla hamile kalan bekâr bayan ve evli çift haberleriyle dolu medyanın sayfa ve ekranları... Yumurta transferi de lanse ediliyor aynı zamanda. Taşıyıcı annelik ise konuya dair gündemin en popüler gelişmelerinden biri. Hekimlerin önemli bir kesimi, çocuk için kendi sperm ya da yumurtası elvermeyen çiftlerin başka şahıslardan üreme hücresi transferine soğuk bakmıyor. Genetik test, hijyen ve benzeri tıbbî hassasiyetlere riayet edilmişse, üreme hücresi transferine izin verilmesinden yanalar. Nitekim çıkış yolu arayan hastalarını da yurtdışındaki merkezlere bizzat yönlendiriyorlar. Üç büyük semavi dinde evlilik dışı birliktelik ve çiftler haricindeki kişilere ait hücrelerle üremenin yasaklanmasına rağmen, olayın sempatikleştirilmeye çalışılması bir hayli düşündürücü. Annelik ya da babalık duygusunu tatmanın "insan hakkı" boyutuna çekilmesiyle, olaya hukukî zemin oluşturulmak istenmesi de bir nevi 'sinsilik' içeriyor aslında.
KISIRLIK VE ÜREME HÜCRESİ TRANSFERİ
Tıp dilinde 'infertilite' denen kısırlık, bir hastalık türü. Evli çiftlerin yüzde 15'i bu sağlık probleminden muzdarip. Kısırlığın kaynaklanma oranı erkek ve kadında hemen hemen eşit; yüzde 40 civarında… Günümüzde kısırlığa yol açan problemlerin çoğu, bir şekilde kadından yumurta, erkekten de sperm sağlanabiliyorsa, klasik tedaviler ve yardımcı üreme teknikleriyle bertaraf edilebiliyor. Ancak tıp, yumurta ve sperm sıkıntısı yaşamamalarına rağmen, kısır çiftlerin yüzde 15'ine yardımcı olamıyor. Tetkiklere göre sapasağlamlar. Ama niçin üreyemedikleri belirlenemiyor.
Yardımcı üreme teknikleri, 'tüp bebek' ve 'mikroenjeksiyon' diye ikiye ayrılıyor. Yapılan, normal yollarla bir araya gelemeyen sperm ve yumurta hücrelerinin laboratuar ortamında karşılaştırılmasıyla döllenmenin sağlanması. Kadının kanalları tıkalıysa tüp bebek uygulanıyor. Mikroenjeksiyonda ise problem büyük oranda erkekte. Spermler az sayıda ve hareketsiz. Bu yöntemde sağlıklı spermler seçilerek yumurtaya özel bir şırınga ile enjekte ediliyor. Her iki yöntemde de oluşan embriyolardan en iyileri anne adayının rahmine bırakılıyor. Bundan sonrasında tabii süreç devam ediyor. Müdahale söz konusu değil.
EN BÜYÜK SPERM BANKASI DANİMARKA'DA
Peki ya çiftlerden yumurta ya da sperm elde edilemiyorsa? Her ne kadar kök hücre çalışmaları ümit verse de, şimdilik bu çiftlere tıp yardımcı olamıyor. Önerilen tek çare başkasından sperm veya yumurta transferi. Binlerce çift, Türkiye'de yasaklanan bu işlemi, başta Belçika olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde yaptırıyor senelerdir. Birkaç yıldır Yunanistan'daki merkezlerin yolu tutuluyor. Son dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki (KKTC) merkez revaçta. Kıbrıs'taki üniversitelerde okumaya gelen kız öğrencilerin yumurtalarını satarak okul masraflarını çıkardıkları öne sürülüyor. Yumurta temininde teyze ve kız kardeşten de istifade ediliyor. Spermde ise amcadan. Olay, evlatlıkla özdeşleştiriliyor.
Dünyada sperm ve yumurta transferiyle oluşan çocuk sayısı tahminen 1 milyonu aştı. Dünyanın en büyük sperm bankası Cryos. Danimarka'daki bankadan 35 ülkeye sperm ve yumurta ihraç ediliyor. Peki, bu yöntemle dünyaya gelenler birbirleriyle akraba iseler ne olacak? 2008 yılından sonra İnsan Yumurtlama ve Embriyoloji Merkezi (HFEA) isimli merkezin bu kişilere destek sağlayacağı dillendiriliyor. Türkiye'de sperm bankası kurmak ve yardımcı üremede başkasının sperm ve yumurtasını kullanmak ise yasak. Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliği'nde evli çiftlerin istifadesi için sperm bankasına müsaade edilmesi gündemde. Tabii ki bankada kocaya ait spermler saklanacak. Hâlihazırdaki mevzuatta gerektiğinde evli çiftin yararlanabilmesi kaydıyla kendilerine ait embriyo ve erkek testis parçasını dondurmak serbest.
Türkiye yardımcı üreme tekniği konusunda bir hayli mesafe kat etti. Bunun tek sebebi, gösterilen yoğun ilgi. Öte yandan ülkemizde çocuksuzluk, çiftleri sosyal baskılarla da yüz yüze bırakıyor. 50'yi aşkın merkezdeki başarılı sonuçlar kısır çiftlerin yüzünü güldürüyor. Üstelik bir denemenin ücreti Avrupa ülkelerine nazaran ciddi manada ucuz. Bu sebeplerle yurtdışından çok sayıda çift Türkiye'ye gelerek uygulama yaptırıyor. Tüp bebeğin sağlık turizminde hatırı sayılır bir yeri var. Yasalar gereği ülkemizdeki tüp bebek merkezleri evli çiftlere kendi hücrelerinin kullanılması kaydıyla hizmet veriyor. Sperm ve yumurta problemi yaşayan çiftler mecburen yurtdışına çıkmak zorunda. Bu çiftler için son yılların en gözde tüp bebek merkezini KKTC'de Dr. Halil İbrahim Tekin işletiyor. Tekin, 20 Kasım 2006 tarihli Sabah gazetesindeki röportajda, "Yılda 1000 aileyi sperm bankasından sperm ya da başka bir kadından yumurta alarak çocuk sahibi yapıyoruz. Bunların yüzde 70'ini Türkler oluşturuyor." diyor. Tekin, aslında Türkiye'de de, çoğu tüp bebek merkezinde hastanın başkasından sperm getirmesine ses çıkarılmadığını; spermlerin genellikle akrabalardan sağlandığını ileri sürüyor. Başkasının yumurtasıyla gebelik vakalarının çoğaldığını da iddia eden Dr. Tekin'e göre yaptığı son derece normal.
"Maalesef Türkiye'de hâlâ toplumsal baskı var. Böbrek problemi yaşadığımızda başkasının böbreğini takmaya laf etmiyoruz; ama iş başkasından yumurta, sperm almaya gelince tutucu kesiliyoruz." diyor. Aynı spermle döllenen çocukların evlenme ihtimaline karşı ise şöyle diyor: "Kontrollü ve hastalıklardan arınmış spermlerse sorun yok." Kardeşin kardeşle evlenme riski cevapta yok. Röportajı yapan, genlerle aktarılan 'katillik' gibi özelliklere dikkat çekiyor. Bu defa sperm alınan bankanın kalitesi ve hassasiyeti ön plana çıkıyormuş. Her önüne gelen bankaya sperm veremiyormuş.
ÇUKUROVA SKANDALINA HAPİS CEZASI
Dr. Tekin'in iddiasına örnek gösterilebilecek tek vaka Çukurova Üniversitesi'nde (ÇÜ) meydana geldi şimdiye kadar. ÇÜ Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmet Köker, 2006 Kasım'ının son haftası sonuçlanan davada görevini kötüye kullandığı gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldı. Cezanın üst sınırı 3 yıl. Köker, 5 yıl süreyle başkalarının spermleriyle çocuk sahibi olmak isteyen kadınları hamile bırakmak ve uygulamaya göz yummakla suçlanıyordu. 2003 yılında ortaya çıkan skandal sonrası Köker ve aynı servisteki 12 doktor. Adana 4'üncü Asliye Ceza Mahkemesi'nde 3 yıldır tutuksuz yargılanıyordu. Karar şu anda temyiz aşamamasında.
Bazı evli bayanlar ise gelir elde etmek amacıyla yumurtalarını satıyor. Bunlardan biri de 24 yaşındaki Meryem Şen. 25 Ekim 2006 tarihli Vatan gazetesindeki habere göre Şen, KKTC'deki bir klinikle anlaşıyor. Bu garip ticaretten 4 bin dolar kazanmış. Ama sonrasında pişman olmuş. 9 yaşında bir kız çocuğu annesi olan Şen, yaşadıklarını ve gördüklerini şöyle özetliyor: "Maddi durumumuz çok kötüydü. Kıbrıs'ta böyle bir işin yapıldığını ve parayı peşin verdiklerini öğrendim. Eşim 'sen bilirsin' dedi. Yüzlerce kadın yumurta beklerken, yüzlercesi de yumurtasını satmak için merkezlere koşuyor. Hiç kimse karışmıyor."
KARDEŞİNİN SPERMİNİ KULLANANLAR VAR
Şen, donörlerde (vericilerde) öncelikle güzellik, boy, kilo, saç ve göz rengi gibi fizikî özelliklere bakıldığını; sağlık konusunun pek irdelenmediğini ileri sürüyor. Şu bilgiyi de burada zikretmekte fayda var. Yumurtasını satan kadınlar da, tüp bebek uygulanan bayanlar gibi hormon tedavisinden geçiriliyor. Yani sağlıklarını riske ediyorlar bir anlamda. Bu işlemi de yılda en fazla iki ya da üç defa yapabiliyorlar. Erkeğin sperm bağışlaması ise son derece kolay.
Kaba bir hesapla her 50 erkekten birinin sperm durumunun eşinin yumurtasını döllemeye müsait olmadığını kaydeden Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aydın Arıcı'ya göre, başkasının sperminin kullanılmasına izin verilmeli. 18 Aralık 2006 tarihli Vatan gazetesindeki demecinde, "İran'da bile serbest" diyen Arıcı, şöyle düşünüyor: "Açıkçası önemli olan burada, kimseye zarar veren bir olay olmadığı için ve sonuçta bir çifti de mutlu edeceği için bence kanunların buna müsaade etmesi gerekiyor." Prof. Arıcı da akrabadan sperm transfer edildiğini iddia ediyor: "Duyduğum, gördüğüm, bildiğim, adam kardeşinden sperm istiyor. Sonra şırıngayla eşinin vajinasına enjekte ediyor mesela." Ayrıca, Yunanistan ve KKTC'deki sperm ve yumurta transferi olaylarını doğruluyor.
1978'den beri yardımcı üreme tedavisi hizmeti sunan Belçika'daki merkezde çalışan Doç. Dr. Yücel Karaman, Türkiye'den yılda yaklaşık 10 bin çiftin çocuk özlemini bitirmek amacıyla yurtdışındaki merkezlere gidip sperm ve yumurta transferi talep ettiğini söylüyor. Karaman, Avrupa'daki uygulamaları yakından biliyor. Ona göre yasak, bir şeyi halletmiyor. Yunanistan ve KKTC'deki merkezler, Avrupa'dakilere oranla etik kurallara riayette daha az hassas davranıyor. Ayın üç haftasında Türkiye'de çalışan Karaman da İran'da yumurta transferinin serbest bırakıldığını kaydediyor.
Acaba İslam dini yardımcı üreme teknikleri ve yakın gelecekte sonuçlanabilecek konuya dair muhtemel gelişmeler hakkında ne diyor? Sperm ve yumurta transferi evlatlık mantığıyla değerlendirilebilir mi? Taşıyıcı annelik masum mu? Fedakârlık kategorisinde ele alınabilir mi? Bazı hekimlerin İran'da serbest dedikleri olayın aslı ne? Bütün bu soruları Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Saim Yeprem'e yönelttik. Prof. Yeprem, tıp etiği ve din arasındaki ilişkileri yakinen araştıran bir ilahiyatçı.
-İran'da sperm ve yumurta transferinin serbest olduğu söylenerek Türkiye tutucu davranmakla suçlanıyor. Olayın aslı nedir acaba?
İran'daki uygulamayı açıklayabilmek için dinimizin bu konuya nasıl baktığını ortaya koymalıyız. Biliyorsunuz tıpta ve diğer alanlarda yeni çıkan meselelerde İslam dininin görüşünü ortaya koyabilmek için ya Kur'an-ı Kerim'in açık naslarına ya da onun açıklaması mahiyetindeki sünnete müracaat edilir. Ama gerek Kur'an'ın gerekse sünnetin ifadelerindeki örnekler daha ziyade o dönemin örnekleriyle sınırlıdır. Değişen zaman içinde birebir örnek, hatta kıyas-ı fukaha dediğimiz kıyaslama yoluyla 'illet'i bulup, benzer olayda aynı illet varsa hükmü nakletmek şeklindeki bir içtihat da mümkün olmaz.
-Neden?
Çünkü örneği yoktur. O zaman yapılacak şey, İslam'ın temel prensiplerine irca etmek. Bu noktalarda İslam dininin 5 temel prensibi var: "Dini muhafaza, nefsi muhafaza, nesli muhafaza, malı muhafaza ve aklı muhafaza." Bu temel prensiplere irca etmek suretiyle özellikle tıp alanında ortaya çıkan yeni meselelere cevap aranır. İslam'ın nefsi ve nesli muhafaza temel prensibinde birtakım zaruri unsurlar var. Onlardan biri de nesep ve neslin devamı.
-Neslin devamı neye bağlıdır?
Neslin devamı aile birliğine bağlı. Hem nesebin hem de neslin sağlıklı olarak devam edebilmesi aile çekirdeğine bağlı. Çocuksa, çocuk sahibi olmak ailenin gayesidir. Bu da İslam dininin nesli muhafaza prensibine irca edilir. Eğer çocuk sahibi olamayan eşlerin durumu hastalık kabul ediliyorsa ki Dünya Sağlık Teşkilatı sağlığı 'insanın bedenen, ruhen ve sosyal bir varlık olarak tam iyilik halidir' diye tarif eder; zıddı hastalık halidir. Çocuk sahibi olmak, neslin devamı için önemli bir unsur olduğuna göre, olamamak bir hastalık. O zaman İslam dini nefsi muhafaza kaidesine göre de hastalığın tedavi edilmesini emreder. Eğer tıp dünyası çocuk sahibi olamamayı bir hastalık kabul ediyor ve bunun da tıbbî imkânlarla karşılanmasını mümkün görüyorsa İslam dini olarak bu imkânı kullanmak gereği ortaya çıkıyor. İslam'ın temel prensiplerinden birine uygun olan diğeriyle çatışıyorsa müşterek noktaları bulmak söz konusu. Fert olarak canın muhafazası, nefsin muhafazası, hastalığın tedavisi sağlanırken, diğer yandan neslin muhafazası prensibi de ihmal edilmemeli.
ÇİFTİN KENDİ HÜCRELERİYLE TÜP BEBEK CAİZ
-Yardımcı üreme tekniklerini İslam dini açısından Din İşleri Yüksek Kurulu nasıl değerlendiriyor?
Din İşleri Yüksek Kurulu konuyu bütün detaylarıyla inceledi, alternatif üreme teknikliklerinin İslam dininin temel prensiplerinin çizdiği sınırlar içinde kullanılmasının meşru ve caiz olduğu sonucuna vardı. Bu sınırlar şunlar: Tüp bebek metodunda kullanılan malzemenin; bunlar yumurtadır, spermdir, daha ileri teknolojide (klonlamada) herhangi bir hücredir. Bebek imal etmek için kullanılan materyallerin evlilik birliği içinde nikâh altındaki çiftlerden temin edilmesi vazgeçilmez bir prensip olarak karşımıza çıkıyor. Bu uygulamalarda evlilik birliğini gereksiz kılacak herhangi bir yaklaşımın İslam'ın temel prensipleriyle bağdaşmayacağı muhakkak.
-Biraz açar mısınız?
Mesela evlilik birliği yokken sperm teminiyle çocuk sahibi olmak. Tıp bunu mümkün görüyor ve uyguluyor da. Ama İslam dini buna izin vermiyor. Çünkü bu, evliliği gereksiz kılan bir uygulamadır ve nesli muhafaza prensibine de aykırıdır. Diyoruz ki, kadın eş, yumurta sahibi olarak, yumurtanın döllendikten sonra yetişmesini sağlayacak rahim sahibi olarak zaruri bir varlıktır. Erkek eş de spermin temin edilmesi veya hiç spermi olmuyorsa ileri teknolojide klonlamada (İlerde olabilecek, zaten insan klonlamak şu anda bütün dünyada yasaktır. Çalışmalar devam ediyor, yarın bunun riskleri ortadan kaldırılırsa, erkek eşten de bir şekilde sperm temin edilmesi mümkün değilse, onun hücresiyle klonlamanın caiz olduğu sonucuna vardık.) hücre temin edilecek varlıktır. Bu yaklaşımda evvela aile sağlığı ve saadeti için bu yöntemlerin kullanılmasına tıp uzmanları gerek duyacaklar. Tabii önce ailenin kendisi ihtiyaç hissedecek buna. Çocuk sahibi olmak istiyoruz. Toplumumuzda öyle çevreler var ki, çocuk sahibi olmayı toplumun devamı için bir mecburiyet kabul ediyorlar.
-Bir parantez açalım. Çift normal şartlarda çocuk sahibi olamıyor. Yardımcı üreme tekniklerine ihtiyaç söz konusu. İslam, mutlaka 'dene' diye zorluyor mu?
Zorlamıyor tabii ki. Ama isterse, bu caiz değildir, diyemiyoruz. Çünkü neslin devamı İslam'ın prensibi. 'Bu takdir-i ilahidir, kadere baş eğeceğiz' denmesi gerekmiyor. Doktorlar buna tıbbî çare var diyorlarsa bu çareyi kullanma durumundayız. Yani bazı çevreler 'Allah'ın iradesine mi karşı geliyorsun?' diyor. Bu da Allah'ın iradesi. O bakımdan bu noktada geniş davranıyoruz.
YUMURTA VE SPERM TRANSFERİ DİNEN YASAK
-Genişlik nereye kadar? Yardımcı üremedeki bütün tekniklere cevaz var mı?
Kısırlığın sebebi kimde olursa olsun, nesep kavramının devamı için hem anne hem de baba tarafından genetik yapı da düzgün devam etmelidir. Annenin özellikleri rahmindeki kendi yumurtasında devam ediyor. Eskiden nesebin baba tarafından devam ettirildiği sanılıyordu. Halbuki bugünkü biyolojik bilgilerimize göre en azından eşit devam ettiriliyor. En yeni bilgileri devreye sokarsak annenin daha hakim unsur olduğunu görüyoruz. 23 kromozom anneden, 23 kromozom babadan birleşiyor ama kromozom altı bir gen grubunun sadece anne yumurtasında bulunduğu tespit edildi. Bundan dolayı annenin yumurtalıklarında bir arıza varsa bir başka kadının yumurtalığından alınacak bir kök hücre ile kadının tedavi edilmesine cevaz vermiyoruz. Çünkü yumurtalığından kök hücre alınan kadının özellikleri tedavi edilen kadının yumurtalıklarına intikal edecektir. Bir başka kadından alınan yumurtanın anne adayına nakledilmesine de cevaz vermiyoruz.
-Yumurtaya cevaz vermiyorsunuz; ama kök hücre biraz farklı değil mi?
Az önce hızlı olarak iki şey söyledim. Birincisi, yumurta nakline cevaz vermiyoruz. İkincisi ise başkasının yumurtalığından alınan kök hücre ile rahmin tedavisine de cevaz vermiyoruz. O bile riskli. Bugün tıp anne rahminde gelişmekte olan ceninin gen alışverişine devam ettiğini gösteriyor. Hatta sütle beslenme sırasında bazı genetik özelliklerin süt yoluyla geçtiğini gösteriyor.
-Baba açısından durum nedir peki?
Babanın testisleri arızalıysa buradan özel bir cerrahi metotla sperm avına giriyorlar. Ondan da netice alınamadığında, sağlam birinin testislerinden alınan kök hücre ile tedaviye de, aynen anne yumurtasındaki gibi genetik yapıda değişiklik meydana geldiği için izin vermek mümkün olmuyor. Tüp bebek yönteminde embriyonun, zigot oluştuktan sonra 5 gün içinde anne rahmine nakledilmesi gerekiyor. Ama zigotun üçüncü gününden sonra hücrelerin aldığı multipotent denen şekil her organa dönüşebilen yapıyı arz ediyor. Oradaki kök hücreleri alıp kullanma konusunda ciddi problemler var.
-Nedir bunlar?
Biz insan varlığını zigottan başlatıyoruz. Zigot, yumurta ile spermin ilk döllendiği anda aldığı isim. Normal şartlarda bu anne karnında olurken, tüp bebekte laboratuar ortamında oluyor. İnsan orada başladığı için o ilk dört beş günlük safha da insanın gelişme safhalarıdır, canlı varlıktır, insandır; onun telef edilmesi insan öldürmeye eşdeğerdir. Din İşleri Yüksek Kurulu'nun görüşü budur. Annenin yumurtlayan tavuk haline getirilmesi de doğru değil.
-Kök hücre konusunu açtığınız için sormalıyım. Anne rahmine bırakılmayan ve dondurulmayan fazla embriyoların kök hücre çalışmalarında kullanılmasına nasıl bakıyorsunuz?
Prensip olarak, kullanılacak kadar embriyo oluşturulmalıdır. Sağlık Bakanlığı anne karnına en fazla üç embriyo yerleştirilmesine izin veriyor artık. Önceki sınır 7 idi. Beşiz, altız oluyor; hemen hepsi de ölüyordu. Uygun embriyo seçebilmek için 15-20 embriyo üretiliyor. İçinden üç tanesini seçiyorlar. Seçim sırasında dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var. Mesela, cinsiyet seçimine izin vermiyoruz. Embriyoların kız mı erkek mi olduğu hemen görülebiliyor. 'Kız çocuk istiyorum, erkekleri dışarıda bırakalım, rahme sadece üç kız embriyosu koyalım.' denemez. Ya da tersi. Genetik tanı işleminde embriyoya zarar verecek işleme de izin vermiyoruz. Hedef tek embriyo ya da yeterince embriyo için teknik gelişmeleri takviye etmek, çalışmaları hızlandırmak olmakla birlikte bugünkü teknolojide arta kalan embriyoları ya itlaf etmek ya da kök hücre çalışmalarında kullanmak gibi iki alternatifle karşı karşıyayız. Burada hiçbir işe yaramadan itlaf etmek yerine arta kalan embriyoların kök hücre çalışmalarında ve tedavilerinde kullanılabileceği sonucuna vardık. Bu iki şerden ehven olanı seçme.
KADIN YUMURTASI TÜCCARLARI VAR
-Bir kadının rahminin tedavisi için arta kalan embriyodan alınan kök hücrenin kullanılmasına izin var mı şu anda?
Var; çünkü o kök hücreler embriyonik, bütün vücut hücrelerine dönüşme özelliği taşıyor.
-Siz embriyodan değil de kadının rahminden alınan kök hücrenin başka kadının rahminin tedavisinde kullanılmasına izin vermiyorsunuz anlaşılan…
30-35 tane kök hücre var bir embriyonun içinde. Bunları birinin karaciğerini tedavi etmek için kullanabiliriz. Kalbini ya da herhangi başka bir organını da. Laboratuar ortamında embriyo üretimine getirilen sınırlama etik olarak ortaya çıkacak büyük bir belayı önlemeye imkân veriyor. Arta kalanın kök hücre çalışmalarında kullanılmasına izin verildiği için Türkiye'de olduğunu zannetmiyorum. Diğer ülkelerden haberler geliyor. Hormonal tedaviye tabi tutulan genç bayanlardan 50-60 yumurta elde edip 1 milyar gibi cüzi bir para veriliyormuş. Sonra da bu yumurtalar yüksek fiyatlara satılıyormuş.
-Hangi ülkeler bunlar?
Doğu ülkelerinden bahsediliyor; Kore'den, Malezya'dan… Nikâh birliği altında ihtiyaçla sınırlı olarak alternatif üreme tekniklerini kısıtlamalardan serbest bıraktığınız takdirde kadınları embriyo fabrikası haline de getirebilirsiniz. Son derece gayri ahlâkî ve suç teşkil eden uygulamalara da açık olabilir bu. Mafyalar devreye girer, organ ticareti gibi. Bazı Uzakdoğu ülkelerinde kadınları hamile bırakıp hemen cenini ilk günlerinde alıp kullanma şeklinde de uygulamalar başlamış diyorlar. Tabii biz olaya dinimizin bakış açısıyla baktığımızdan İslam dininin sınırları içinde imkân görmüyoruz.
-İnsanlar 'amcanın sperminin ya da teyzenin yumurtasının kullanılması' hususunda 'bu da evlatlık gibi bir şey' düşüncesine itilmek isteniyor…
Bu düşünce evlatlıkla ilgili İslam dininin hükümlerini bilmemekten kaynaklanıyor. Evlat edinileni, edinenin çocuğu haline getirmiyor İslam. Hatta Kur'an'da onların bizzat anne ve babalarının adıyla çağırılmaları isteniyor. Batı hukukunda olduğu gibi evlatlık aldığında nesep itibariyle size bağlı olmuyor. Sizin öz çocuğunuz olmuyor. Annesi babası bellidir. Hâlbuki taşıyıcı annelikte genetik yapı birbirine karışıyor. Hiç benzer tarafı yok. İslam dininde nesep bellidir. Nesep nakledilmiyor. Sadece dünya hukukunda birtakım değişiklikler var. Biyolojik anne ve baba gibi kavramlar da ortaya çıkıyor.
-Taşıyıcı annelikten önce teyzesinin yumurtası ya da amcasının spermiyle çocuk sahibi olunmasını izah eder misiniz?
Burada birçok problem çıkar ortaya. Akrabalık kavramı ortadan kalkar. Annesinin yumurtasıyla çocuk doğuran biri hem kardeşini doğurmuş olur hem de kendi çocuğunu.
-Zina manasına da geliyor mu bu?
O manaya gelmiyor. Başka kavramlar bunlar.
-Sonuç itibariyle veled-i zina olmuyor mu?
Hayır, çünkü veled-i zina, zina fiilinden elde edilendir. Burada zina fiili yok. Yok, ama zina fiiliyle meydana gelen çocuktan daha büyük problemler ortaya çıkarıyor bu. Çünkü zina yoluyla elde edilen çocuğun annesi babası bellidir. Bunda dedesi babası olabilir, teyzesi annesi, hatta kendi kardeşini, dedesinin çocuğunu doğurabilir bir kişi. Teknik olarak adı zina değil ama İslam'ın nesli muhafaza prensibine külliyen aykırı.
-Taşıyıcı annelik için cevaz var mı?
Kesinlikle hayır.
-Taşıyıcı annelikteki mahzur nedir peki? Kişi sadece rahminde başkasının embriyosunu taşıyor…
Embriyoyu taşıyor; ama rahminde gen alışverişi var. Baskınlık her ne kadar yumurtanın sahibinde gibi görünse de karışma var. Sütkardeşliğinde de öyle. Bilim tespit etmiş durumda. Sütle dahi bir miktar genetik transfer var. -Şimdi İran'a gelebiliriz hocam…
Genel prensipler İran için de geçerlidir. İran da Müslüman bir ülke. Biliyorsunuz Şii dünyada, Sünni dünyanın kabul etmediği bir mut'a nikâhı kavramı var. Her ne kadar harplerde Hz. Peygamber buna izin vermişse de, Sünni âlimler meşru bir nikah türü olarak görmüyorlar. Muvakkat evlilik yani. Bir saatliğine, bir günlüğüne, iki günlüğüne falan. Ücretini de ödemek suretiyle. Şia'nın mut'a nikâhına cevaz veren görüşü bu konuyu kolaylaştırıyor. Yoksa hiçbir İslam ülkesi nikah altında olmadan çocuk oluşumuna izin veremez.
-Bu nikâh türü İran'da çok yaygın mı?
Humeyni zamanında Saddam ile 8 yıl harp ettiler. Erkek nüfusunun iki katına çıktı kadın nüfusu. Hatta üç katına çıktı. Toplum olarak ikinci, üçüncü eşi alma mecburiyeti koydular. Genç kadınlar dul kaldı. Eşi harpte öldü. Yoksa fuhuş patlayacaktı toplumda. Normal karşılamıyorum şahsen. Mut'a nikahı sperm alma olayında da kullanılıyor. Batı ülkelerinde sağdan soldan sperm alıyorlar ya, İran'da sperm alacakları adamla nikahlanıyorlar, nikahlı eşine vermiş oluyor spermi. Belirli bir para veriyorlar, nikahlanıp sperm alıyorlar. Yumurta vermeyi de organ nakli gibi kabul etmişler İran'da. Suudiler ise yumurta vermeyi nikah birliği altında caiz görüyorlar. Kişinin eşlerinden biri diğerine yumurta verebiliyor yani.
-Klonlamada dişinin hücresindeki çekirdek çıkarılıp, başka bir hücrenin çekirdeğiyle döllenme olayı söz konusu. Hz. İsa'nın yaratılışı böyle bir şeye işaret ediyor olabilir mi? İleride kadın erkeğe ihtiyaç duymadan çocuk doğurabilir mi?
Kadının erkeğe ihtiyaç duymadan çocuk sahibi olmasının bizim inancımıza göre örneği bu olabilir. Tek bildiğimiz Hz. İsa'in herkesin bildiği bir babasının olmaması. Ama bu olay bir mucizedir. Bağlı bulunduğumuz kelam ekolünde bunun mahiyetinin kurcalanması gerekmez. Nasıl olduğunu bilmiyoruz, Allah böyle söylüyor. Nasıl olduğunun mekanizmasını keşfettiğimizde zaten o mucize olmuyor. O olayın nasıl olduğunu bulduğumuz zaman bilgi oluyor, mucize vasfı kalkıyor.
-Bazı mucizeler, hedeflerin işaretlenmesi anlamına gelmez mi? Miraç'a yükselmek belki ışınlanma hedefinin işaretidir…
Miraç olayını da bilmiyoruz. Bilgi değeri olarak Kur'an'da yok. Kesin bilgimiz yok. Zannî bilgimiz var. Hz. Ayşe, yatağı soğumamıştı diyor. Gayb ile bilgi katiyen bağdaşmaz. Bilginin bittiği yerde gayb başlar. Çünkü bugünkü bilgilerimizi, Kur'an'da bilmediğimiz şeyleri yorumlamakta kullanırsak risk burada bakın. Yarın bugünkü bilgimizin değişmesi halinde tarihte yapılmış hatalara devam etmiş oluruz. Bugün rahimdeki bırakın bilmemeyi, kız ya da erkek sipariş edilmeye başlandı. Gametler ya x, ya da y işaretlidir. Y işaretli gamet döllendiyse xy oğlan oluyor. X işaretli gamet döllendiyse xx kız oluyor.
BU İŞLER NE TIBBEN, NE DE HUKUKEN ETİK...
Türkiye'de ilk defa tüp bebek uygulamasını gerçekleştiren ve 18 Nisan 1989'da ilk tüp bebeğin doğmasına vesile olan Ege Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erol Tavmergen, daha önce Aksiyon'a yaptığı açıklamada, yardımcı üreme tedavisinde başkasının sperm ve yumurtasının kullanılması konusunda şunları söylemişti: "Bazı ülkelerde yasal. ABD'de bazı eyaletlerde yasak, bazılarında serbest. Tıbben zor bir işlem değil. Ülkemizde olayın hukukî ve dinî boyutu var. Spermi ya da yumurtayı veren kişi acaba ne kadar sağlıklı? Yapılıyorsa tamamen kontrol dışı demek. Genetik geçici hastalıklar olabilir. Bazı kan ve metabolizma hastalıkları. Donör olan şahıs, ister sperm, ister yumurta versin, AIDS, Hepatit B ve C gibi bazı enfeksiyon hastalıkları taşıyor olabilir. Genetik hastalıkların bir kısmı bilinmeyebilir. Şizofreni gibi bazı akıl ve ruh hastalıkları da genetik yoldan aktarılıyor.
Bir de miras hukuku var. Sperm ve yumurtayı bazen bildiğiniz şahıstan alıyorsunuz. Yarın öbür gün hak iddia edebilir bu çocuk. Çünkü genetik anne ya da babası. Ne kadar sözleşme yaparsanız yapın, dünyada bunun örnekleri, mahkemeler var. Genetik annelik, genetik babalık o çift ve donör olan şahısta bazı psikolojik sıkıntılara sebep olabiliyor. Kendi çocuğu olmayabiliyor; ama halbuki kendinden olmuş çocuklar var ortada. Veya kimlerin donör olabileceğini, kaç kişiye bağışta bulunabileceğini iyi ayarlamak lazım. Aksi takdirde belli bir toplum içinde aynı genetik materyale dâhil kardeş, yarı kardeş, üvey kardeş gibi ihtimaller de ortaya çıkabilecek. Bu gibi sakıncalar içeriyor. Tıbbî, hukukî, sosyal sorunlara yol açacağı belli."
Tavmergen'in taşıyıcı anneliğe dair söyledikleri de bir o kadar ilginç: "Kadın, evlenmeden normal yollardan da çocuk sahibi olabilir. Partneriyle ilişkisini sadece buna dayandırır. Gebe kalır kaybolur. Benzer sorun bu. Kendi yumurtasını başka bir spermle bir başkasından doğurtturup çocuğu almaya kalkar. Sayısız permütasyon getirebilirim. Öyle acıklı bir durum ki, ebeveynler çocuk isteyen anne, ama kendi yumurtasından değil, çocuk isteyen baba kendi sperminden değil, genetik anne yumurtası kullanılan kadın, genetik baba spermi kullanılan adam, gebelik dolayısıyla anne taşıyıcı anne, çocuğa bakıcılık yapacak kadın anne, çocuğa bakacak baba yedi tane değişik sıfat sıraladım. Toplum bakımından da, hukuk bakımından da, sosyal açıdan da sorunlar var. Kimin ne hak iddia edeceği, psikolojik olarak neler hissedeceği, ilerde neler olacağı belli değil. Bu çocuk ileriki hayatında kime ne diyecek, kiminle nasıl olacak? Parçalanmış ailelerdeki soruları düşünün..."
Ovulasyon uyarımı ile belirli büyüklüğe ulaşmış folliküller (ultrasonografide gözlenen içi sıvı dolu yumurta içeren yapılar) elde edildiğinde, çatlatıcı iğne (hCG; Profasi veya Pregnyl) yapılır ve 36 saat sonrasında yumurta toplama işlemi uygulanır.
Günümüzde yumurta toplama işlemi daima vajinal ultrasonografi eşliğinde yapılır. Hasta jinekolojik muayene pozisiyonunda yatar iken, üzeri steril örtüler ile örtülür, spekulum uygulaması sonrası vajinal lokal saha temizliği uygulanır. Yumurta toplama işlemi için damar yolundan ağrı kesici ve sakinleştirici ilaç ve rahim ağzına (serviks) lokal anestezi yapılır. Ağrı eşiği çok düşük olan bayanlar, arzu ederler ise yumurta toplama işlemi genel anestezi altında da yapılabilir. Ardından vajinal ultrasonografiye geçilir. Vajinal ultrasonografi üzerinde bulunan kılavuz içinden geçirilen bir iğne ile overlere ulaşılır. Her bir folliküle teker teker girilerek içeriği özel bir aspiratör yardımı ile ısıtılmış steril bir tüpe boşaltılır. Tüp içeriği hemen laboratuara geçirilerek yumurta içerip içermediği mikroskop altında incelenir. Bazen, follükülden ilk çekmede (aspirasyon) yumurta elde edilemez ise, follükül içi özel bir sıvı ile yıkanır ve kalmış olabilecek yumurta alınmaya çalışılır. Bu şekilde tüm folliküler içinden yumurta toplanmasına çalışılır.
Yumurta toplama işlemi yaklaşık 15-20 dakika sürer. Bir saat istirahat sonrası, hasta evine gidebilir. Eğer bay arzu eder ise, yumurta toplama işlemi esnasında eşine refakat edebilir.
Oosit toplama işleminin komplikasyon oranı çok düşüktür. En sık karşılaşılan komplikasyon vajen duvarından iğnenin girdiği yerden olabilecek kanamadır ki bu hemen daima basit tamponaj ile kontrol edilir. Enfeksiyon oranı ise ihmal edilebilecek düzeydedir.
Genel olarak lokal anestezi altında yumurta toplama, hastalar tarafınca çok iyi tolere edilen emniyetli bir işlemdir.
YUMURTA TOPLAMA İŞLEMİ ÖNCESİ
Yumurta toplama öncesi aşağıdaki hususlara uymaya özen gösteriniz:
1. Aspirin veya benzeri (Apranax vs) ilaçlar kullanmayınız. Bu tür ilaçlar pıhtılaşmayı etkileyerek, işlem esnasında kanama riskini arttırabilirler. 2. Genel anestezi çok nadir durumlarda kullanılırsa da, yine de hazırlıklı olmak için, işlemden 1 gece öncesi saat 24.00’den sonra ağızdan hiç bir şey almamak (yemek ve içecek) gerekir. 3. Kıymetli eşyalarınızı (mücevher, para, kredi kart, vs) evde bırakınız; evlilik yüzüğünüz kalabilir.
YUMURTA TOPLAMA İŞLEMİ SONRASI
Genellikle bir saat sonrasında hasta hastaneden ayrılabilir ve 24 saat evde istirahat etmesi istenir. Aşağıdaki hususlara dikkat etmek gerekir:
1. 24 saat içinde araba kullanmayınız ve işinize başlamayınız. 2. Evde istirahat ediniz; hareket (ekzersiz) için kendi sınırınızı kendiniz çiziniz. 3. Yiyecek ve içecekde herhangi bir sınırlama yoktur; sigara ve alkol kullanmayınız. 4. Duş, banyo 24 saatden sonra alınabilir. 5. Cinsel ilişkide bulunmayınız. 6. Parasetomol (Parol) benzeri ağrı kesici kullanılabilir. 7. Progesteron (Proluton) kullanmaya yumurta toplama işleminden 1 gün sonra başlayacaksınız. Progesteron kullanmaya gebelik testi yaptırdığınız güne dek devam edeceksiniz. Gebelik testi sonucuna göre, doktorunuz devamı veya kesilmesi konusunda sizi bilgilendirecektir. Gebelik oluştuğunda, progesteron 10-12 gebelik haftasına dek devam edilir. Gebelik olmaz ise kesilir. 8. Aşağıda anılan durumlardan herhangi birisi olur ise saatden bağımsız olarak size verilen acil numaradan doktorunuzu arayınız: a. Ölçmekle 38 °C’den yüksek ateş b. Aşırı vajinal kanama (bir miktar kanama olması normaldir) c. Çok şiddetli ve devam eden ağrı (bir miktar ağrı olması normaldir) d. Ardışık iki günde 1 kilodan fazla kilo artışı e. İşlemden 8-10 saat sonrasında, artan ağrı ile birlikte, idrar yapamama http://www.anatoliatupbebek.com/index.php/mikroenjeksiyon/yumurta-toplama alıntıdır.
Yumurta toplama işleminden 14 gün sonra kanda gebelik testi (kanda beta-hCG) yapılır. Adet ile uyumlu olduğu düşünülen kanama olmuş olsa da gebelik testi mutlaka yapılmalıdır, çünkü bazen gebelik oluştuğu halda embriyonun rahim içine yataklanamasına bağlı vajinal kanama olabilir. 14. gün, hafta sonuna denk gelir ise, pazartesinin beklenmesinin sakıncası yoktur. http://www.anatoliatupbebek.com/index.php/ana-sayfa bu siteden alıntıdır.